03 01 2012

Konuşmayı Seven Ağaçlar

EBRU AKKAŞ KUSEYRİ
Milliyet Kitap Eki'nde yayımlanmıştır.

Çocuk edebiyatının Nobel’i sayılan Hans Christian Andersen ve Astrid Lindgren Anma Ödülü sahibi olmasa da 2008 Nobel edebiyat ödüllü Jean Marie Gustave Le Clézio’nın sayısı onu bulan çocuk kitapları var. Ağaçlar Ülkesine Yolculuk, farklı türlerde yapılar veren, üretken ve yetkinliğini kanıtlamış yazarın bildiğim kadarı ile Türkçeleşen ilk çocuk kitabı.
Ağaçlar Ülkesine Yolculuk, canı sıkılan bir çocuğun masalı. Bu oğlan çocuğu diğer çocuklar gibi oflayıp puflamanın yanı sıra yeni yerleri görmeyi, gezmeyi hatta gökyüzünün, ufkun ötesini merak ediyor. Ne yazık ki merak ettiği yerleri görmesini sağlayacak araçlara sahip değil. Büyüklerinden de onu böyle bir geziye çıkarmaları için bir talepte de bulunmuyor. Araçsız bir seyahat, adını bilmediğimiz oğlan çocuğunu yıldıracak bir engel değil elbette. 

Elindekilerle yetinmeyi bilen bu çocuk rotasını aslında bir süredir yürüyüşler yaptığı ormana doğru çevirince masal da başlıyor. Jane Austin romanlarını ve Viktoria döneminde geçen filmlerdeki sahneleri hatırlatan bu doğa yürüyüşleri isimsiz kahramanımızın da yeni bir dünyaya adım atmasını sağlıyor.

Yazarın “oğlan” diye çağırmayı tercih ettiği bu çocuk, gerçekleştirdiği orman yürüyüşlerinde ağaçların tek tek ayrımına varıyor. Aslında ağaçların göründüklerinden daha farklı olduklarına dair bir inancı var bu oğlanın. Ona göre ağaçlar hareket edebiliyor. Hem insanlarla karşılaştıklarında ölü taklidi yapmadıklarını kim ispat edebilir ki?

Ağaçların güvenini kazanmak için gereken sabrı göstermekte kararlı olan erkek çocuğu, ıslık çalarak yaptığı gezilerinde ağaçların çıkardığı sesten hoşlandığını fark ediyor.  Ne zaman ıslık çalsa yaprakların hareket etmesinin bir tesadüf olamayacağı inancı ile yolculuğunu daha da ilerletiyor masal kahramanı. Ağaçlar da yalnız çocuğun ısrarlı çağrısına yanıt vermeye karar verince çocuk her bir ağaç ile iletişime geçiyor.

Onları teker teker tanımaya çalışırken her birinin ayrı yapısı, yaprağı ve sesi olduğunu öğreniyor. Bir elin parmaklarının birbirinin aynısı olmadığı gibi ağaçların da aynı olmadığının farkına varıyor. Mesela cılız bir ağaçsa tiz, iri bir ağaçsa davudi sesli olduklarını anlıyor. Meşe, kayın, söğüt, kavak derken tüm ormanla dost oluyor. Çocuk, ıslıklar ve esnemelerin birbirine karıştığı bu ormandaki ağaçların aslında gevezelik etmekten hoşlandıklarını da idrak ediyor. Ayrıca yaprak sayıları kadar gözleri olan bu ağaçların gözünden de bir şey kaçmıyor.

Le Clézio, bu yapıtında farklı türler arasındaki iletişim ve ilişkinin önemini vurguluyor. Kitapta ayrıca kabullenme ve güven duygusuna da yer veriliyor. Resmi bir bütün olarak görürken ayrıntıları kaçırmamayı da tavsiye ediyor. Resim demişken Ağaçlar Ülkesine Yolculuk’ta yer alan resimler Henri Galeron’a ait. Galeron’un metinle uyumlu çizgileri daha naif çizgilere alışkın okur için biraz sivri ve sert gelebilir.

Ağaçlarla arkadaşlık kurmaya çalışan bu yalnız çocuğun adını bilmiyor ve kitap bittiğinde de öğrenemiyoruz. Masalın kahramanı, ağaçlara isimlerini sorduğunda ağaçların da aynı soru ile karşılık vermesini ve adını öğrenmeyi beklemek de işe yaramıyor. Çünkü ağaçlar çocuğun ismini hiç merak etmiyor. Zaten önemli olan isimsiz çocuğun onların adlarını öğrenmesi. 

Kökleri derinlerdeki bu orman sakinlerinin sabit ve sıkıcı hayatları olduğunu düşünüyorsanız bir de onları ay ışığı altında görün. Belki fikriniz değişebilir.

 

239
0
0
Yorum Yaz