20 11 2012

Bahse var mısınız?

EBRU AKKAŞ KUSEYRİ Milliyet Kitap Eki'nde yayımlanmıştır. İlk baskısını yüz kırk yıl önce yapan 80 Günde Devriâlem, bugün de uyarlamaları ile bize aynı tadı ve heyecanı yaşatmaya devam ediyor. Jules Verne’ün bir polisiye ustalığı ile kaleme aldığı, döneminin ötesinde aletler tasvir ettiği ve aynı zamanda fark ettirmeden coğrafya öğrenmemizi sağlayan üslubunun bileşimi olan 80 Günde Devriâlem’i sonunu bildiğimiz halde defalarca okumaktan vazgeçemiyoruz. Londra’da oturduğu evin kapı numarası bilsek de Jules Verne’ün 80 Günde Devriâlem’deki kahramanı titiz, düzenli, dakik ve de centilmen Phileas Fogg’un gizemli yanlarından habersiziz. Tıraş suyunu normalden iki derece düşük getiren uşağına müsamaha göstermeyen Fogg, tüm açık yürekliliği ile onu neyin beklediğini söyleyip Passepartout’ya yeni uşağının o olduğunu tarih saat söyleyerek ilan eder. Münzevi bir hayat sürdüğünü düşündüğümüz Fogg iskambil oynarken sosyalleştiği Reform Kulübü’nde arkadaşları ile sohbet ederken dünyanın eskisi kadar büyük bir yer olmadığını söylemesi ile başlayan konuşma bir iddiaya dönüşür. Fogg, bu tezini kanıtlamak üzere yola çıkmaya karar verir. Bankadaki tüm parasını bu bahse yatıracak kadar kendine güvenir. Aynı zaman da bu davranışı bazılarının birkaç gün önce gerçekleşen banka soygunu ile ilgili ondan şüphelenmesine neden olur. Vakit kaybetmeye hiç niyeti olmayan Fogg, yeni uşağına hemen toparlanması söyler ve 2 Ekim’de yolculukları başlar. 21 Aralık akşamına kadar kat edecekleri uzun bir yol vardır önlerinde. Yolculukları yedi aşamada tamamlanacaktır. İlk aşamada tren ve gemi ile Londra... Devamı

20 11 2012

Bugün Hangisini Yapsam?

EBRU AKKAŞ KUSEYRİ Milliyet Kitap Eki'nde yayımlanmıştır. Tarık Demirkan’ın derlediği Her Güne Bir Masal 1998 yılının başlarında yayımlandığında kitabın bu kadar ilgi göreceği tahmin edilmiş miydi bilmiyorum ama kitabı ilk gördüğümde sadece çocuklar için değil arkadaşlarım için de güzel bir hediye olacağını düşünmüş, kendime almayı da ihmal etmemiştim. İçindeki masalları tarih sırasına göre gün be gün okumadıysam da kitabı karıştıra atlaya okumayı tercih etmiştim. İki yıl içinde on baskı yapan kitabın başarısının ardından YKY Doğan Kardeş dizisinden Her Güne Bir Ninni, Her Güne Bir Oyun, Her Güne Bir Soru kitapları yayımlandı. Bu başlığın en yeni kitabı Her Güne Bir Sanat Etkinliği geçen ay yayımlandı. Christiane Weidemann, Anne-Kathrin Funck ve Doris Kutschbach tarafından hazırlanan kitap, bir takvim yılındaki her gün için ayrı bir etkinlik öneriyor. Sanatla ilgili bilgi edinmenin en iyi yolunun bir yapıt ortaya koymaktan geçtiği fikri üzerine kurulu kitapta başta resimlerdeki ayrıntılara yoğunlaşmak üzere sanat tarihi, ressamlar ve dönemlerle ilgili doyurucu bilgiler yer alıyor. Her Güne Bir Sanat Etkinliği’nin “hoş geldiniz” bölümünde yer alan yönerge, kitap içindeki etkinlikler hakkında kısacık da olsa bilgi veriyor. Yorum, gözlem ve çoktan seçmeli soruların yanı sıra hayal gücünü harekete geçiren sorular kitabın temelini oluşturuyor. Etkinliklerde sıkça çocukların bir resmi tamamlaması ya da kendi resimlerini yapmaları isteniyor. 4 Ocak tarihinde yer alan Pieter Bruegel’in “Flaman Atasözleri” tablosundaki deyimlerle ilgili soruda olduğu gibi kitaptaki etkinlikler çocukların hem sözlü hem de görse... Devamı

03 01 2012

Hayvanları Nasıl Bilirsiniz?

EBRU AKKAŞ KUSEYRİ Milliyet Kitap Eki'nde yayımlanmıştır. Kitaplarda geçen hayvanları nasıl bilirsiniz? Okuduğumuz hikâye, fabl, masallara bakarsak tilki kurnazdır, aslansa güçlü, karıca çalışkandır, baykuşsa bilge ve ağustosböceği tembel. Bu listeyi yaptığımız okumalarla doğru orantılı olarak uzatabiliriz ama hayvanlar için kullanılan basmakalıp benzetmeler birkaç istisna dışında nerdeyse hiç değişmez. Çok Tuhaf Hayvan Öyküleri, bize bu ezberleri bozdurabilecek hayvan öykülerinden oluşuyor. Çok Tuhaf Hayvan Öyküleri’ni bir sincabın rehberliğinde okumaya başlıyoruz. Bu sincap, yolda giderken sonunun nereye varacağını bilmediği yollara sapmaktan çekinmeyen, bu uğurda planlarını değiştirmekte bir sakınca görmeyen özelliklere sahip. Başta dostu karınca olmak üzere diğer arkadaşları ile yaşadığı sıra dışı hatta absürt olaylar bu öykülerin omurgasını oluşturuyor. Yunus Emre’nin “Bir sinek bir kartalı/Kaldırdı vurdu yere” dizelerinde geçen, “Manda Yuva Yapmış Söğüt Dalına” türküsünden aşina olduğumuz hiciv ve absürtlükleri bu öykülerde de görebiliyoruz. Kanatlı, toynaklı, yüzgeçli ve pullu tüm hayvanların birbirleri ile iletişimde olduğu öyküler, okuyucunun dikkatini kaybetmesine imkân vermeyecek bir örgüde ilerliyor. Sofradaki yemekleri alfabetik sıra ile yiyen bir fil, sincabın peşi sıra ağaca tırmanan bir geyik bu öykülerde neredeyse sıradanlaşıyor. Başka masal ve öykülerde üzerlerine yapışan etiketlerden de sıyrılmış oluyor hayvanlar. Sıçanla kunduzun elbirliği ile yaptıkları havuzda serinlemeye giden hayvanlar, yılanın gözetiminde faydalanabiliyor bu havuzdan. Sinsi diye bildiğimiz yılan, kuralcı bir kimliğe bür&u... Devamı

03 01 2012

Konuşmayı Seven Ağaçlar

EBRU AKKAŞ KUSEYRİ Milliyet Kitap Eki'nde yayımlanmıştır. Çocuk edebiyatının Nobel’i sayılan Hans Christian Andersen ve Astrid Lindgren Anma Ödülü sahibi olmasa da 2008 Nobel edebiyat ödüllü Jean Marie Gustave Le Clézio’nın sayısı onu bulan çocuk kitapları var. Ağaçlar Ülkesine Yolculuk, farklı türlerde yapılar veren, üretken ve yetkinliğini kanıtlamış yazarın bildiğim kadarı ile Türkçeleşen ilk çocuk kitabı. Ağaçlar Ülkesine Yolculuk, canı sıkılan bir çocuğun masalı. Bu oğlan çocuğu diğer çocuklar gibi oflayıp puflamanın yanı sıra yeni yerleri görmeyi, gezmeyi hatta gökyüzünün, ufkun ötesini merak ediyor. Ne yazık ki merak ettiği yerleri görmesini sağlayacak araçlara sahip değil. Büyüklerinden de onu böyle bir geziye çıkarmaları için bir talepte de bulunmuyor. Araçsız bir seyahat, adını bilmediğimiz oğlan çocuğunu yıldıracak bir engel değil elbette.  Elindekilerle yetinmeyi bilen bu çocuk rotasını aslında bir süredir yürüyüşler yaptığı ormana doğru çevirince masal da başlıyor. Jane Austin romanlarını ve Viktoria döneminde geçen filmlerdeki sahneleri hatırlatan bu doğa yürüyüşleri isimsiz kahramanımızın da yeni bir dünyaya adım atmasını sağlıyor. Yazarın “oğlan” diye çağırmayı tercih ettiği bu çocuk, gerçekleştirdiği orman yürüyüşlerinde ağaçların tek tek ayrımına varıyor. Aslında ağaçların göründüklerinden daha farklı olduklarına dair bir inancı var bu oğlanın. Ona göre ağaçlar hareket edebiliyor. Hem insanlarla karşılaştıklarında ölü taklidi yapmadıklarını kim ispat edebilir ki? Ağaçların güvenini kazanmak için gereken sabrı göst... Devamı

15 09 2011

Şiir Okumanın Yaşı mı Olur?

EBRU AKKAŞ KUSEYRİ Milliyet Kitap Eki'nde yayımlanmıştır. Şiirle henüz birinci sınıftayken trafik işaretlerini konu alan dörtlüğü ezberlemekle başlayan ilişkim hep mesafeli oldu. Trafik ışıklarını müfredat ve ünite konularındaki diğer şiirler izledi. Yerli malı haftası için ezberleyip hasta olduğum için okuyamadığım “meyve” temalı şiir, belirli gün ve haftalara ilişkin yazılmış, törenlerde okunan ama çocuk ağzına büyük gelen şiirlerle başlayan tanışıklık sınavlarda da devam etti. Anneler günü için yazmamız gereken bir şiir, üzerinden nerdeyse otuz yıl geçmesine rağmen benim için halen utanç kaynağıdır. Sınav süresince yaşadığım çaresizlik, özgün bir şey bulamayıp aklımda kalan dizelerle doldurduğum sınav kâğıdım… İşin utanç veren kısmı ise bu şiirin sınıf panosunda teşhir edilmesiydi. Oysa sevgili öğretmenim hep güzel şeyleri asardı oraya. Sanırım yazdıklarımdan çaresizliğimi hissetmiş olacak ki cesaretimin kırılmasını istemedi. Yoksa o şiirin insanı mahcup etmekten başka elle tutulur bir yanı yoktu. İlkokul yıllarında hafif küskünlüğe dönen şiirle ilişkimi ilerleyen yıllarda da toparlayamadım. Diğer edebiyat türlerine daha fazla mesai harcadım, şiirde ortalama bir okuyucu olarak kaldım. Şiirin müziğini duyabilecek kulaklarım yanlış yönlendirmelerle biraz sağır edildi. Yine de bir teselli romanlardan alıntı cümleleri değil de şiir dizelerini sayıkladım aylarca. Yıllar içinde çocuk kitaplarıyla daha fazla zaman geçirir oldum. Masallar, macera romanları, gelişim kitapları, çocuk psikolojisi… Geniş çocuk edebiyatı şemsiyesinin altında şiirler de vardı elbette. Çocuklar için yazılmış çok şiir kitabı okudum, çok azını sevdim. Maalesef genellikle belirli form... Devamı

24 08 2011

Sıra Dışı Kızlar

EBRU AKKAŞ KUSEYRİ Milliyet Kitap Eki'nde yayımlanmıştır. Fantastik üçlemeler, beşlemelerle başlayan dizi kitaplar fırtınası hem yazar hem okur hem de yayıncı için kolaylık sağlıyor. Yazar, farklı konulara ve bunlara dair iletilerine kahramanını maceradan maceraya koştururken değiniyor. Okuyucu, yazarın üslubunu, kahramanını ve konuyu beğendiği zaman yeni bir arayışa girme zahmetine katlanmadan istediği okumayı yapabileceği bilinci ile hareket ediyor. Kahramanını yayımlanacak bir sonraki kitaba kadar özlüyor. Bir nevi göz yumulabilir bir tembellik. Ama okur için bu bahaneler hep hazır değil mi zaten… Dizi kitaplar kendi içlerinde de kızlara, erkeklere yönelik olmak üzere de ayrılmaya başladı. Edebi dizilerle birlikte daha eğlenceli, kolay okunur dizilerin de çevirileri yapılmaya başladı. Geçen aylarda yayımlanan Judy Moody Geliyor, Ajan Amelia–Esrarengiz İnekler ve Güzel, Açıkgöz ve Cesur Kızlar Dizisi’nin ilk kitabı Yalancı Aynalar, kız çocuklarının ilgisini çekebilecek dizilerden birkaçı. Megan McDonald’ın kendi çocukluğundan ve ablalarının başından geçenlerden esinlenerek kaleme aldığı dizide Judy Moody’nin maceralarını okuyoruz. Beş kız kardeşin en küçüğü olan yazar, kahramanı Judy’nin her zaman kendisi için konuştuğunu ve güçlü bir sesi olduğunu söylüyor. Bunu elbette çocukluğunda ailenin en küçüğü olarak konuşmaya fırsat bulamamasına bağlıyor. Judy Moody Geliyor’da şimdilik yedi kitaptan oluşan dizinin ana karakterleri ile tanışıyoruz.  Doğum günü 1 Nisan olan Juddy Moddy’nin en sevdiği renk mor. Koleksiyon yapmayı seviyor ama öyle sıradan şeyleri toplamıyor. Barbie bebeklerinin kafaları ile birlikte yara bandı koleksiyonu yapıyor. Yara bandı merakı elbet... Devamı

12 06 2011

Kırmızı Bale Pabuçları

EBRU AKKAŞ KUSEYRİ Milliyet Kitap Eki'nde yayımlanmıştır. İngiliz balerin Darcey Bussell, kaleme aldığı Sihirli Balerin dizisinde bale hayatından yola çıkarak çocukları bale dünyasına davet ediyor. Dizinin ilk kitabında, diğer altı kitabın da kahramanı olan, Defne ile tanışıyoruz. Defne dokuz yaşında baleye tutkun bir kız çocuğu. Bale okuluna gidip ders almayı çok istese de ailesinin buna ayıracak bir bütçesi olmadığı için kursla katılamıyor. Evde kendi kendine bir şeyler öğrenmeye çalışıyor. Sokaklarında bir bale okulu açıldığında buraya derse gidip gelen kendi yaşıtlarını imrenerek izliyor. Bir gün camdan bale salonunu seyredip onların yaptığı hareketleri tekrar ederken okulun sahibi bu meraklı kızı fark ediyor. Madam Za-Za öğrencilerine derse devam etmelerini söyleyip Defne’nin yanına geliyor ve onu içeriye davet ediyor. Defne’ye bale pabucu olup olmadığını soran Madam Za-Za, ona bir çift kırmızı bale pabucu armağan edip yarınki dersine katılabileceğini söylüyor. Defne ders ücretini karşılamayacağını söylediğinde ise “Paranın bir önemi yok çocuğum!” deyip bu sorunu da ortadan kaldırıyor. Ailesinden de bir itiraz gelmeyince Defne’nin hayaline ulaşması çok kolay oluyor. Tıpkı peri masallarında olduğu gibi… Defne’nin macerası da asıl bundan sonra başlıyor. Madam Za-Za’nın ona hediye ettiği kırmızı bale pabucu sadece rengi ile değil başka özellikleri ile de Defne’nin sınıf arkadaşlarınınkinden farklıdır. Defne’nin pabucu onu Sihirli Diyar’a götürür. Sihirli Diyar, bale kahramanlarının yaşadığı yerdir. Bu kahramanlardan birinin başı ne zaman sıkışsa kırmız bale pabuçları ışıldamaya başlayıp Defne’yi Sihirli Diyar’a götürür. Sihirli Diyar’da Defne birçok arkadaş edinir ama en s... Devamı

12 06 2011

Bitmek Bilmeyen Sorular

EBRU AKKAŞ Agos Kirk'de yayımlanmıştır. Pim, kedi köpek yavrusu gibi etrafımızda sıkça gördüğümüz, alışkın olduğumuz bir hayvan değil. O bir karıncayiyen. Adı karıncayiyen ama o karıncanın nasıl bir şey olduğunu bile bilmiyor. Annesini emmekle meşgul olduğu için karıncayı yiyebileceğini hayal dahi edemiyor. Annesinin rehberliğinde neyse o olmaya alışmaya çalışıyor. Annesi bir karıncayiyenin güçlü olması gerektiğini söylediğinde, “Güçlü olduğumu nereden bilebilirim ki?” diyerek her şeyi sorguluyor. Pim’in sorularının ardı arkası kesilmeyen bir çocuk. Kendini keşfetmek istediği için neden, bu ne ile başlayıp hiç bitmeyen sorular sorma konusunda bir hayli yetenekli. Soru sorarken  yanıtlardan daha fazlasını beklediği ise çok belli. Pim’in varoluş sorunları elbette kendi ile sınırlı kalmıyor. Islak burnunu evinden dışarı çıkardığında ise dost ve düşmanı olabilecek değişik hayvanlarla tanışıyor. Maymunlar, yılanlar, aslanlar, çitalar, zürafalar… Kendinden farklı arkadaşının ailesi yapısı da farklı olunca sorular yeni soruları doğuruyor. Pim, her yeni günde yeni şeyler öğreniyor ve bilgilerini biriktiriyor. Onların yapıp kendi yapamadığı şeyler olduğunu fark ettiğinde de biraz burukluk yaşıyor. Önyargılardan uzak Pim, farklı olanı tehlikeli görmediği gibi kendine benzemeyeni de görmezden gelmiyor ya da yok etmeye çalışmıyor. Anlamak ve kavramak istiyor. Minik karıncayiyenimiz aslında gizliden gizliye felsefe yapıyor. Çocuk ve felsefe... İlk bakışta yan yana gelmesi bile oldukça zor iki sözcük. Aslında felsefenin kavram ürettiği, çocukların da kavramları öğrenmeye çalıştığı düşünülürse o kadar da imkânsız bir birliktelik değil bu. Yeter ki bu kavramlar Karıncanın Ne Ol... Devamı

05 04 2011

Eski Dostumuz Toto

EBRU AKKAŞ Agos Kirk'de yayımlanmıştır. Yıllar önce Galatasaray’da bir işyerinde çalışırken soluklanmak için mesai saatlerinde arada bir kendimi kitapçılara atardım. Sevim Ak’ın kitaplarına, kaçamak yaptığım o günlerden birinde rastlamıştım. Babamın Gözleri Kedi Gözleri gibi bir adı olan bir kitabı rafta görünce bunu es geçmenin, değil çocuklar, çocukluğunu geride bırakmış biri için bile mümkün olmadığını düşünmüştüm. Hoş, bu fikrim hiçbir zaman değişmedi. Ardından Sevim Ak’ın diğer kitaplarını okumaya başladım. Vanilya Kokulu Mektuplar, Gemici Dedem derken, Ak’ın sadık okurlarından biri oldum. Sadece yapıtlarını değil, başta sosyal sorumluluk projeleri olmak üzere, çocuklar için yaptığı diğer çalışmalarını da izledim. Üretkenliği hem çocuk hem de yetişkin okurlarını tatmin edecek düzeyde bir yazar olan Ak’ın yirmi beşinci kitabı Toto’nun Sınıfı geçen günlerde yayımlandı. Toto’yla ilk kez pembe, kelebekli ve kafa dengi şemsiyesi ile Toto’nun Şemsiyesi kitabında tanışmıştık. O zamanlar Toto daha ufaktı, sevimli ve kıvrak zekâlıydı. Toto’nun Sınıfı’nda, eski dostumuz karşımıza biraz daha büyümüş; ama diğer özelliklerinden hiçbir şey kaybetmemiş olarak çıkıyor. Bu kitapta Toto’nun dört yeni serüvenini okuyoruz. ‘Yeni Arkadaş’ta Toto, diğer tüm arkadaşları gibi Bay Togo’nun sınıfına katılan misafir öğrenci Lumba’ya odaklanıyor. Sınıfta neredeyse bir şehir efsanesi haline gelen Lumba’ya gıcık olan kızların sayısı hiç de az olmasa da Toto onunla iletişime geçmenin yolunu buluyor. ‘Huzurlu Gün’de, Bay Togo öğrencilerini huzurevine, yaşlıları ziyarete götürür. Toto bu... Devamı

03 03 2011

Masal ve Efsaneler Dünyasında

EBRU AKKAŞ KUSEYRİ Milliyet Kitap Eki'nde yayımlanmıştır. Umberto Eco’nun Britanyalı yazar Ian Fleming’in kaleme aldığı James Bond romanlarının kurgusuyla ilgili çok basit bir çözümlemesi vardır. Bu çözümlemeye göre Bond’un patronu M, Bond’u göreve atar, Bond kötülerle karşılaşır, esir düşer, işkence görür ama bunların hiçbiri görevini başarı ile tamamlamasına engel olmaz. Tüm roman ve filmler bu kurgu üzerinedir. Umberto Eco ayrıca okuru asıl çeken şeyin bu bilindik kurgu olduğunu da ifade eder.  Masallar ve fantastik edebiyat yapıtları için de bu kuralların geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Birbirlerinden ayrı türler olsalar da masal ve fantastik kitapların da örgüsü bellidir. Masallarda kötüler kaybeder, iyiler kazanır; fantastik edebiyatta gerçek ile düş dünyası iç içe geçer ama bunları bilmek kitabın çekiciliğine asla ve asla bir zarar vermez.  İyilerin masalı  Masallar herkes içindir ama özellikle çocukların ilgisini çeker, onlara yakıştırılır. Çocukların hayal dünyalarını zenginleştiren masalların arasına yepyeni bir masal daha katıldı. Levent Turhan Gümüş’ün kaleme aldığı Dalgacık ile Yakamozun Masalı, zamanlardan bir zaman, denizlerden bir denizde diye başlıyor ve bize bu denizde sürekli köpüklere bölünmekten çok sıkılan minik Dalgacığın, hayalindeki yeri bulabilmek için çıktığı yolculuğu anlatıyor. Hevesle başladığı bu yolculuğunda Dalgacığa, Kaptan Nemo’dan Zümrüdüanka’ya kadar birçok dost eşlik ediyor.  Masalcı bazen süslü püslü bazen de yalın anlatımıyla çocuklara yepyeni bir dünya sunar. Dalgacık ile Yakamozun M... Devamı

26 01 2011

Ayasofya’nın Rehber Kedisi

EBRU AKKAŞ KUSEYRİ Milliyet Kitap Eki'nde yayımlanmıştır. Muharrem Buhara, “Parisli Fındık Faresi” adlı kitabında, İstanbullu kedi Bayram ile Parisli fındık faresi Sofia’nın macerasını anlatıyor. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinliklerine paralel olarak çocuklar için Mina Tansel’in “İstanbul’la Saklambaç”ı, Gülçin Tunalı Koç’un “İstanbul’un Sırrı”, Gülsevin Kıral‘ın “İstanbul’u Çalıyorlar”ı gibi bu yıl öznesi İstanbul olan birçok kitap yayımlandı. Adında İstanbul geçmese de “Parisli Fındık Faresi” de bu kitaplardan biri. Kitabın yazarı Muharrem Buhara; aslında her ortalama televizyon izleyicisinin bildiği, tanıdığı bir isim. Buhara, yayınlandığı döneme damgasını vuran “Süper Baba” ve “İkinci Bahar” gibi dizilerin senaryo ve tretman ekibinde yer alıyor. Buhara’yı aslında çocuklar da yakından tanıyor. 1998 yılında yayımlanmaya başlayan, güncel ve eğlenceli “İnternet Canavarı” dizisinin yazarı olan Buhara, çocuklar tarafından çok seviliyor. Hatta okumaktan pek haz etmeyen çocukların bile bu dizinin bir sonraki kitabını merakla beklediğini söyleyebilirim. Ukala fare Herkes “İnternet Canavarı” dizisinin bir sonraki kitabını beklerken Muharrem Buhara, “Parisli Fındık Faresi” ile okurlarını hem sevindirdi hem de şaşırttı. Sekiz yaş üstü çocuklara hitap eden bu kitapta, İstanbullu kedi Bayram ile Parisli fındık faresi Sofia’nın macerası anlatılıyor. Sofia, Paris’ten kaçak -kendi deyişi ile güvenliği atlatarak- bir yolculuk yapıp İstanbul’a varır. İstanbul sokaklarında dolaşırken kentin muteber kedilerinden Bayram ile tanışır. İlk karşılaşmaları pek hoş olmasa da Bayram, şehrine gelen Parisli... Devamı

02 12 2010

Kahramanım Sevin!

Ebru AKKAŞ KUSEYRİ 30.11.2010 tarihli Milliyet Kitap Eki'nde yayımlanmıştır. Sevin Okyay’ın çevirmen, sinema, caz, polisiye eleştirmeni olduğu; spor ve daha birçok konu hakkında yazdığı onu takip edenlerce bilinir ama yazar kimliğini bilenlerin sayısı azdır. Eleştirmen kimliği daha ön planda olan Sevin Okyay, İrlandalı yazar Brendon Behan’ın eleştirmen şiarına da ters düşer. Çünkü Behan’a göre eleştirmenler “Haremdeki hadımağaları gibidir; nasıl yapıldığını bilirler, nasıl yapıldığını her gün görürler ama kendileri yapamazlar.” Okyay’ınsa şimdilik yayımlanmış dört kitabı var. Biri deneme, biri futbol, diğeri sinema üzerine. Sonuncusu ise bir roman; İlk Romanım!  Bazı kitaplar üslubu ile sımsıcak sarar insanı. İnsan kaç defa olursa olsun yeniden okumak için bahaneler arar. Her defasında da farklı bir şey bulur. Sevin Okyay’ın İlk Romanım’ı benim için işte böyle bir kitap. Romanda, iki haneli yaşına giren ve babasının getirdiği ekoseli deftere “Sepet sepet yumurta” yazdırmamayı kafasına koymuş Sevin’in ağzından yaşadıklarını dinleriz. On yaşındaki bir çocuğun anlatacak şeyi olur muymuş demeyin! Çok okuyan Sevin’in anlatacak çok şeyi de var.  Kendini kitap kahramanları ile özdeşleştiren (bovarizm) minik Sevin’in gözdeleri kendi gibi esmer roman kahramanları. Kardeşi Selim gibi sarışın kahramanlarınınsa pek şansı yok. Küçük Kadınlar’ın Jo’su, İki Çocuğun Devriâlemi’ndeki Jano ve Yanik, Pal Sokağı Çocukları’nın Nemeçek ve Ateş Feri’si, Okyay’ın gözde kahramanları. Aslında romanda o kadar çok kitap ve kahramana gönderme yapılıyor ki bu hali ile kitap benim için Umberto Eco’un “Kraliçe Leona’nın Gizemli A... Devamı

08 06 2010

Azınlık Çocuk Kitapları

Ebru AKKAŞ Çinikitap Mart/Nisan 2010 Müziğine büyük saygı duyduğum ve dostum olan Arto Tunçboyacıyan, geçen yaz Kardeş Türküler ile konser vermek üzere İstanbul’a gelecekti. Ona bu ziyaretinde hediye etmek üzere bir kitap arıyordum. İstanbul’u anlatan Türkçe ya da Ermenice bir kitap. Sonra İngilizlerin “Serendipli Üç Şehzade” masalından apartarak söyledikleri serendipity denilen şey oldu: Arayıp da bulamadığımı birden karşımda gördüm, Ermenice çocuk kitaplarına rastladım! Bir tesadüf sonucunda Ermenice çocuk kitaplarıyla karşılaşınca büyük sevinç ve heyecan duydum. Fakat aynı derecede de üzüntü ve utanç hissettim. Uzun bir zamandır çocuk kitapları ile iç içeydim; fakat azınlık çocuklarının kendi dillerindeki çocuk kitaplarını es geçmiştim. Üzüntümü dindirmek ve heyecanımı körüklemek için büyük bir hevesle önce Aras Yayınları’nın kapısını çaldım. Ardından Şalom Gazetesi’nin… Rum cemaatine ulaşmak mümkün olmasa da -Lozan Anlaşması’nda adları azınlık olarak anılmayan- Süryani cemaatiyle de tanışma fırsatı buldum. Ve elbette Kürtçe çocuk kitaplarını da atlamadım. Hıdivyal Palas’ta Lebon Pastanesi’nin nefis kokularını takip ederek Aras Yayınları’na ulaştığımda çalışma takvimimin en başında Ermenice çocuk kitaplarının yer almasının iyi verilmiş bir karar olduğunu anladım. Alışık olmadığımız bir yayıncılık anlayışı ile yani hem Türkçe hem de Ermenice yayın yapan Aras Yayınları’nın dar fakat cevval kadrosu, çocuklar için de nitelikli yayın oluşturma çabası içerisinde. Kataloglarındaki on çocuk kitabı arasında çocukların kelime dağar... Devamı

26 04 2010

Gökyüzüne Kement Atan Yazar

Ebru AKKAŞ KUSEYRİ 16.04.2010 tarihinde Milliyet Kitap Eki'nde yayımlanmıştır. Çocuk edebiyatına yıllarını vermiş, bu sahanın en saygın yazarlarından Gülten Dayıoğlu’nun yeni çıkan kitabına dair bir yazı yazmanın ağırlığı omuzlarıma çökmüş durumda. Boyumdan büyük bir işe kalkmadığımı umut ederek okuru sıfatıyla onu ilk kez fuarda imza gününde gördüğümdeki heyecanımı hiç unutmadığımı söylemeliyim. İstanbul Kitap Fuarı’nda Sevin Okyay ile salonları dolaşırken tesadüfen Gülten Dayıoğlu’nun imza verdiği standa rastlamıştık ve Sevin Okyay’a standa kızıyla gelen genç bir kadının kendi kitapları ile büyüdüğünü ve şimdi kızı için yine kendi kitaplarını imzalattığını heyecanla anlatmıştı. Çocukluğunu geride bırakmış biri olarak onu gıkımı çıkarmadan dinlemiş, kitaplığımda birçok kitabı bulunan bir yazarın bu şekilde gönendirilmesinden de çok hoşnut olmuştum. Daha sonra Gülten Dayıoğlu ile kurucularından olduğu Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği çatısında birkaç kez daha bir araya geldik; ama ben cesaretimi toplayıp bir türlü yanına gidemedim. 1963 yılında ilk kitabı yayımlandıktan sonra Gülten Dayıoğlu’nun kitaplarını okumadan hadi okumaktan hoşlanmıyor diyelim onun adını duymadan büyüyen kaç kişi vardır? Parmakla sayılacak kadar azdır herhalde. Gülten Dayıoğlu’nun kitaplarını okuyarak büyüyenler şimdi çocukları için yine onun kitaplarını alıyor. Çocuk edebiyatına gönül verip dile kolay yetmiş iki kitap yayımlamak ve üç nesil boyunca okunmak büyük bir mutluluk olsa gerek. Gülten Dayıoğlu’nun son kitabı “Yaşadıklarım ve Düşlediklerim”de yapıtları ile yaşamını harmanlıyor. Okurun düşleri som... Devamı